Algı Operasyonu İçin Bu Kelimeleri Bilmek Şart
Dürtü, terörize, hümanizm, kapı, manipülasyon, canlı, kampanya, hüsnü-zân, virüs, atlı karınca, dezenformasyon, done, keşke, tolerans, mezalim, küfür, sancı...
Anlamları farklı kelimeler bunlar... Bir araya geldiklerinde cümle kurmak bile zor. Belki iyi bir şair, iyi bir edebiyatçı olmak gerek o cümleyi kurabilmek için..
Peki, belli bir amaç uğruna buluşmuş olabilir mi? O kelimeler... Ya da tek gayeye yazılmış bestenin notaları, olabilirler mi?
Bakalım...
Neler yapılabilir bu kelimelerle... Tek başlarına ne anlam ifade ediyorlar, neden buradalar ve bir aradalar ona bakalım...
Yabana atmayın o kelimeleri... Evet birbiriyle ilgili ya da ilgisiz o kelimelerle basit bir cümle kurulamayabilir.
Bunlardan bir öykü de çıkmayabilir ama bir öykünün başlangıç vuruşu yani ilk kelimesi olabilirler..
Hem de her biri...
Tek tek o kadar etkili olabilir ki o sözcükler...
ANALİZ - ALGI OPERASYONU İÇİN BU KELİMELERİ BİLMEK ŞART
Mesela biri sahneye çıktığında diğerine alan açabilir, biri başarısız olsa dahi diğeri onun açığını kapatabilir..
Birbirinden bağımsız gibi görünseler de organize bir örgüt olabilir o sözcükler...
Evet, tek başına bile olsalar, yeri geldiğinde canlı bomba gibi ortalığı kana bulayabilirler...
Düşünün...
Suruç'ta bir günü düşünün...
Bir basın açıklaması yapılacaktı ve her şey yolundaydı.. Ya da yolunda gibi görünüyordu..
Yüzlerce insan kendi deyimleriyle Kobani'ye dikkat çekmek için oradaydı...
Gazeteciler ve haber ajansları da beklemedeydi...
Kameralar kayıttaydı...
İşte o gün bir canlı bomba, o kalabalığın arasına girdi, düğmeye bastı!!!...
O korkunç patlama, 34 canı hayattan kopardı...
Eldeki veriler yani doneler tek adresi DAEŞ'i işaret ediyordu.
O bombadan sonra sırtını terör örgütlerine dayayanların hatta gazete ve televizyonların sevinç çığlıkları yükselmeye başladı...
Sanki istedikleri olmuştu o boğuk kahkahaları atanların...
Tam da bekledikleri gibi olmuştu sanki...
O günden sonra medya önceden hazırlanan bir dezenformasyonun yani çarpıtılmış yanlış bilgilerin merkezi haline geldi.. Peşinden de hızlı bir manipülasyon süreci başladı..
Katliamda fail DAEŞ terör örgütüydü ama hedef Türkiye Cumhuriyeti ve cumhuriyetin cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan'dı...
"Nasıl olur?" diye sormayın!...
Türkiye, en sancılı günlerinde birbiriyle ilgisiz gibi görünen terör örgütlerinin, birbiriyle ilgisiz gibi görünen kelimelerle algıları nasıl yönettiğini en acı şekilde tecrübe etti, o patlamadan sonra...
Beklendiği gibi medyada başladı o kampanya...
"Türkiye DAEŞ'e destek veriyor" haberleri ve yazıları yayınlandı önce... Ardından "başkanlığı batsın" dendi... "O gitmeden olmaz" nakaratı tekrar edildi.. Sonra terör örgütleri sahneye çıktı.. Onlarca masumu katletti.
Ama dedik ya medya önceden hazırlanmış bir oyunu oynuyordu... Birileri bombacının adını dahi anmadan haberler yaptı... "Türkiye teröre teslim" dedi...
Terör, korku, panik, algı yönetimi bir virüs gibi yayıldı...
İşte 'hüsnü-zân' kelimesi o an devreye girdi...
Hüsnü-zân, bir şeyi iyiye yormak hatta kötü bir işe iyi yönünden bakmak demek...
O kelimeye bir CHP milletvekilinin, hem de bir kadın vekilin sosyal medya mesajında rastladı Türkiye..
O vekil o kelimeyi bir canlı bombayı aklamak için kullandı...
Terör örgütü PKK'nın onlarca masum sivili katlettiği o saldırıdan sonra atılmıştı bu mesaj...
Suruç'ta kıvılcımı çakan fitne ateşi o mesajlarla tutuşmuştu...
Neler görmedi ki Türkiye...
Masum Gezi gençliği diyerek televizyonlara çıkarılanların aslında terörist olduğunu gördü mesela...
Canlı yayınlarda saz çalanları gördü...
"Kandil'de yere izmarit bile atılmıyor" yazılarını okudu...
Ne var ki, terörizme ve terör örgütlerine gösterilen o tolerans bir gün Ankara Merasim Sokak'taki servis durağında, bir gün Kızılay'da ışıklarda, bir başka gün İstanbul Sultanahmet'te, İstiklal Caddesi'nde canlı bomba oldu...
Hatta Pakistan'da atlı karıncadaki çocukları vurdu...
Keşke diyoruz...
Keşke olmasaydı terör ...
Keşke hiç yaşanmasaydı tüm bu yaşananlar...
Keşke o örgütlerin mezalimleri, yani kıyımları - zulümleri - haksızlıkları olmasaydı...
Keşke o kirli medya ittifakları olmasaydı..
Keşke iktidarıyla muhalefetiyle siyaset kurumunun tamamı teröre hayır diyebilseydi..
Milli olabilseydi...
Keşke teröristlere, tahriklere, kışkırtmalara izin verilmeseydi...
Keşke birileri dini alet etmeselerdi kişisel hırslarına...
Konuşarak, kardeşçe, huzur içinde yaşayabilseydi Türkiye...
Keşke...
Dedik ya tek başına bile olsa, yeri geldiğinde canlı bomba etkisi yapabilen o kelimeler birbirleriyle ne kadar ilgisizse o siyasetçiler, o gazeteciler ve o terör örgütleri de birbirleriyle o kadar ilgili...
Evet belki; isimleri, inançları, kılık kıyafetleri, pozisyonları, görev alanları farklı...
Ama aynı amaç için çalışan, Türkiye ile savaşan, insanlıkla savaşan, büyük terör ittifakının üyeleri olarak, hepsi aynı öyküde bir aradalar...
Peki neden bir araya geldikleri çok belli değil mi? Mesele memleket meselesi bu, bu kadar aşikar değil mi?