IŞİD ile İslam’a Kanlı Algı Operasyonu

İkna-değişim-etki ilişkisi zihin ve kalplerin fethedildiği, kelimelerin bilindik anlamından uzaklaştırıldığı ve kıyasıya bir enformasyon savaşının yaşandığı bir süreçten geçiyoruz.

Kitle iletişim teknolojilerinin bireylere rahatlıkla ulaşabilmesinin yardımıyla hedef alınan toplumun bireylerini etkilemek kolaylaşmıştır. Bu durum aynı zamanda yeni bir dünya düzeninin ve kansız bir savaş yönteminin de işaretidir.

Kitlelerin duygu, düşünce, amaç, mantık, istihbarat sistemleri ve liderlerini etkileyerek seçili bilgilerin yayılması veya durdurulması; bunun sonucunda hedef davranış ve düşüncelerinin hedefleyenin istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi yani algı yönetimi değişen dünyanın “değiştirim metodu” olarak sıkça kullanılır olmuştur. 

Algı yönetimi bir çeşit yumuşak güç olarak kullanılan ve bir farklılık algısı yaratmak amacıyla yumuşak güç, halkla ilişkiler, kamu diplomasisi gibi “şirin” kılıflara bürünen, gönülleri ve zihinleri fethetmeyi hedefleyen bu yöntem son zamanlarda ülkemizde de sıkça kullanılır olmuştur. 

İslam fobi algı operasyonu olarak emperyal güçlerin Ortadoğu laboratuvarlarında İslami görünüm verilerek üretilen IŞİD örgütü üzerinden İslam’a “kanlı bir algı” kazandırılmaya çalışılmakta ve bu algı ile tüm Müslümanlara aynı kefede terörist muamelesi yaparak kendisinin ve taşeronlarının yapacakları zulümlere meşru bir zemin hazırlamaktadırlar.

Bölgedeki yeni denge arayışı sürecinde, kazanımlarını korumak ve bölgedeki hâkimiyetlerini sürdürmek isteyen odaklar dünya denkleminde Türkiye’nin güçlenmesini, ekonomik, politik bağımsızlığıyla İslam ülkeleri liderliğini almasını, küresel dengeleri bozacak güce ulaşmasına izin vermemek noktasında her fırsatı değerlendirip ataklarını yapıyorlar. 

Yeni Türkiye algısına zarar verecek her türlü oyun oynanıyor. İşin içine provokatörlerin dâhil olduğu, buradan siyasi bir çıkar sağlamak üzere fırsatçıların işe karıştığı muhakkak. 

Almanya’nın 7 B olarak tanımlanan dünya imparatorluğu hedefinde şu an en büyük engel Türkiye. Bu engeli kaldırmak için her türlü yolu deniyor.

Küresel emperyalist güçler Irak ve Suriye üzerindeki emellerine ulaşmak için Gezi olayları, 17-25 Aralık darbe girişimleri ile ulaşamadıkları hedeflerine Kobani’yi bahane ederek mazlum Kürt halkını sokaklara dökerek yeni bir darbe girişimine soyunmuşlardır.

Çözüm sürecinin ilanıyla başlayan iyimser sükunlu dönem, sol-liberal-ulusçu ittifakın “barışçıl” politik sözcüsünün marifetiyle bir anda yerini kan ve ateşe bıraktı. 

Silahlı örgütle siyaset arasında sıkışmış yapı olan HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın ABD ziyareti hemen sonrası olayların bir alev topu bölge genelinde bir anda cereyan etmesi küresel emperyalizmin bölge üzerinde parmağı olduğu kanısını güçlendirmektedir. 

CHP ve BDP/HDP’nin itici gücüyle PKK, işbirliği içinde oldukları küresel ve bölgesel güçlerin desteği ve kışkırtmasıyla bazı provokasyonlar peşinde koşmaya devam ederlerken, yeni Türkiye’nin kurumları içinde de ciddi direnişler dış bağlantılarıyla koordineli olarak devam etmektedirler.

Değişen şartları doğru okuyamamakta ısrar eden ve eski düzenle göbek bağlarının açmazlarıyla malul olan CHP ve BDP/HDP’nin üstün gayretleriyle gerçekleştirilen bu operasyonların en önemli hedeflerinden biri çözüm süreci tartışılır hale getirmektir.

Zeminini değişen dünya ve bölge koşullarının oluşturduğu çözüm süreci, içeriden ve dışarıdan malum odakların tüm rahatsızlıklarına, engelleme çabalarına, sabote etmeye yönelik algı yönetimlerine, hatta süreci hedef alan operasyonlara rağmen yolunda ilerlemektedir.

Kobani meselesine yaklaşımıyla bağlantılı algı yönetimi ve IŞİD üzerinden açık bir dini/İslami göstergelerin hedef alınmaktadır.

Bölgede yaşanan elim hadiseler, savaş ve rant baronlarının kollarını sıvadığını, ellerini ovuşturan vesayetçi aktörlerin iş başına geçtiğini göstermektedir.

Son öfke ve hınç kalkışmasında IŞİD bahane edilerek din ile ilişkilendirilen kurum ve şahısların hedef alınması memleketin tümünden duygusal kopuşla dinden kopuşun özdeşleştirilmesi gibi bir stratejik bir algı yönetimi kanaatini doğrulayan pek çok olgu var.

Müslüman Kürt halkının sekülerleştirilmeye kan ve kin pompalayarak icbar edilmesine imkân verecek adımlar sadece barış sürecini bozmayacak, uzun vadede bu memlekette Müslümanlığın asli unsurlarından birinin ötekileştirilmesine de sebep olacaktır.

Bölgede Kobani bahanesi ile oluşturulan mütedeyyin ve İslami duyarlılıkları kesimleri bölgeden saf dışı bırakmak, göçe zorlamak ve yok etme planı üzerinde kurgulanmıştır. Oluşturulan kaos ve tedhiş eylemleri bunu ispatlar mahiyettedir.

Vandalizmi çok aşan, bir anda linç ve kitlesel kıyımla sonuçlanan bir öfke patlamasının nasıl ve kimlerce yönlendirildiği, bunu besleyen ideolojik kinin, duygusal kopuşun iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Bu öfke ve nefretin nasıl beslendiği, nasıl meşrulaştırılabildiği, sessiz kalınarak geçiştirilecek bir durum değildir. Hem de süreç, derinleşerek kendi mecrasında hızla ilerlemektedir. Ve en önemlisi, zaman zaman aykırı seslere rağmen sürecin “ideolojik ekseni” de netleşmektedir. 

Atılan her adım silahlı mücadele ile zorla alınmış taviz algısının pekiştirilmesi baştan beri uygulanan bir algı yönetimidir.